MAYMUN ADAMLAR İÇİN BİR HAYALİM VAR!

MAYMUN ADAMLAR İÇİN BİR HAYALİM VAR!

ALPEREN GÜRBÜZER

Nasıl ki evrimcilerin hayali resimleri ve hayali maketleri varsa benimde kendime özgü bir hayalim var. Şöyle ki:
Bir hayalim var;
Herhangi bir maymuna; “Al şu kalemi eline al, 12 harften ibaret ‘evrim teorisi’ yaz” dediğimizde vay o maymunun haline. Zira 29 harflik alfabede 12 harfi yan yana getirme ihtimalinin 29 rakamını 12 defa kendisiyle çarpma sonucunda çıkacak sayının arkasına 17 tane sıfır koymak demektir ki; değil maymun tüm canlılara ayakkabıyı ters giydirmek gibi anormal bir durum olsa gerektir. Öyle ki bir maymunun 15 milyar sene içerisinde aralıksız bir şekilde klavye tuşlarına basarak bu yazıyı yazma imkânının milyonda bir ihtimalle gerçekleşmesinin imkânsızlığı bile evrim masalını tek başına yıkmaya yeter artar da. Bakın bir yazı yazmada şimdiden tıkandığınızı görüyor gibiyim. Şimdi birileri çıkıp; şu çok güvendiğiniz seleksiyon metoduyla 1 milyon civarında hayvan ve 300 bin kadar bitki türünün kapladığı şu koca dünyada gel de pirinç taşlarını ayıkla derse, bilmem haliniz nice olur. Hadi doğal seleksiyondan vazgeçtik ya fosil kayıtlarına ne dersiniz. Belli ki orda da durumunuz parlak değil. Maalesef fosil kayıtlarına bakıldığında canlıların birbirlerinden türeyip büyük bir zaman diliminde bir diğerine dönüştüğünü gösteren en ufak bir delil bulunmamaktadır. İşte bu durum evrim teorisi açısından ikinci bir yüz karası olduğunu gösteren en büyük delil olup, bu yüzden evrim safsatasının bir daha dönmemek üzere tarihin çöplüğüne atılmasını hayal ediyorum. Çünkü Rabbül âlemin; “ Sizi (tekrar yaratmak mı (sizce) daha güç, yoksa göğü (yaratmak) mı? Ki onu Allah-ü Teala bina etmiştir” (Müminin,64) diye beyan buyurarak yaratılan her şeyin en güzel surette yaratıldığına işaret etmektedir.
Bir hayalim var;
Sineklerin saniyede 500 kez kanat çırpma yeteneğinin yanı sıra kanatlarını eşzamanlı çırpma maharetiyle dengesini sağladığını görmezden gelip onu hantal bir sürüngenin uçuşuna delilmiş gibi göstermeye çalışan evrimcilere insanlığa verdiği zararlardan dolayı doğrusu çok öfke duyuyorum. Dolayısıyla bu öfkemin dinmesi adına tüm sineklerin kendilerini hafife alıp onlara hantal gözüyle bakan tüm evrimcilerin yüzlerine ve bedenlerine üşüşerek devamlı ısırmalarını hem hayal ediyorum, hem de arzuluyorum.
Bir hayalim var;
Bir takım aklıevvellerin yarı maymun-yarı insan formu olabileceğini fosillerle ispatlayamayacaklarını anlayıp ellerine aldığı fırçayla hayal gücünü kullanarak evrim resimleri veya maket yapmaları karşısında hem ressamların hem de heykeltıraşçıların tepki göstererek mesleklerini kötü yönden kullananlar hakkında dava açmalarını hayal ediyorum. Umarız bilimsel hiçbir değeri olmayan hayali resim ve maketlerle ne aldanan oluruz ne de aldatan.
Bir hayalim var;
Hani Evrimciler tarafından orangutan çenesi ile insan kafatası bir araya getirilip maymun-insan arası süsü verilmeye çalışılarak adına Piltdown adamı dedikleri bir adam vardı ya. İşte o adamdan söz ediyorum. Şöyle ki; toplama fosillerin foyası çıkmasıyla birlikte ansızın 40 yıl boyunca British Museum’de sergilenen Piltdown adamının sırra kadem basması olayı karşısında tüm duyguları rencide olan ziyaretçilerin, bu işe alet olan müze yetkililerinden davacı olup onurlarının kurtarılmasını hayal ediyorum.
Bir hayalim var;
1904 yılında evrimci Samuel Verner insana en yakın ara geçiş formu diye Kongo’da yakaladığı Ota Benga’yı dünya gündemine taşımakla insanlığın bu olayı yutacağını sanıyordu. Oysa kazın ayağı hiçte öyle değilmiş. Gerçekler ortaya bir bir çıkmaya başlayınca masum insanların semaya yükselen eller eşliğinde; ‘Allah’ım bu ve buna benzer tip evrimcilerin şerrinden bizleri koru’ niyazları adeta gök kubbeyi çınlatıyordu. Hatta ‘galiba bunlar çıldırmış olmalılar’ diye içten içe hayıflananlar oluyordu. Baksanıza önce yakalayıp sonra kafese tıkayarak New York’un ünlü Bronx hayvanat bahçesinde ‘işte atanız’ diye sergiledikleri canlı, aslında evli ve iki çocuk sahibi Ota Benga isimli insandan başkası değilmiş meğer. Maalesef adamcağız kendisine yapılan bu kötü muamele karşısında ardından bıraktığı çocuğu ve eşine rağmen intihar etmek zorunda kalmıştır. İşte bu intihar eden adamın şahsında tüm insanlığın onurunu ayaklar altına alan bu gözü dönmüş tüm fanatik evrimci zihniyete sahip olanlardan hesap sorulmasını hayal ediyorum.
Bir hayalim var;
Tarih boyunca takriben 6000’i aşkın maymun türünün yaşadığı dünyamızda kala kala şuan 120 tür maymun türü kalmıştır. Anlaşılan o ki maymun türlerinin yüzde yüze yakın büyük kısmı nesli tükenmiş durumda. İşte nesli tükenmiş bu kadar zengin maymun türlerine ait fosil kayıtlarının bile evrimi çürütmesi dolayısıyla geçmişte ve halen yaşamakta olan tüm maymunların evrimciler üzerinde hakları olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla geçmişte yaşamış ve bugünde yaşamakta olan tüm maymunların ruz-i mahşerde evrimcilerin yakasına yapışıp boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan hakkını alacağı günün mizan terazisinde haklarını almalarını hayal ediyorum.
Bir hayalim var;
Biz insanlar iki ayaklı ve dik olarak yaratıldığımız halde, birileri tarafından ısrarla bir kalıba sokulmak istenilmektedir. Zira bizleri hem içerisinde eğik vaziyette koşan ve zıplayan dört ayaklı maymunların bulunduğu kategoriye sokmak istiyorlar, hem de insana ait üyelerin bulunduğu şu soyağacına dâhil etmektedirler:
1-Australopithecines(Australopithecuslar)
2-Homo habilis
3-Homo erectus
4-Homo sapiens(modern insan).
İşte kendilerince oluşturduğu bu soy ağacına göre; akıllarınca her bir basamaktaki türlerin bir sonrakilerin atası izlenimini vererek, güya homo (insan) diye tasnif edilenler Australopithecuslar’dan gelişerek neşvünema bulmuşlar. Üstelik bu görüşe itirazsız katılmamızı bekliyorlar. Oysa bu soy ağacının ilki olan Australopithecus gerçekte nesli tükenmiş dik yürüyemeyen maymundan başkası değildirler. Hatta Ramapithecus gibi bir zaman öve öve bitiremedikleri ara formun maymun olduğu anlaşılınca bu soy ağacı serisinden çıkarılmışta. Hakeza diğer basamaktakiler ise yeryüzünün farklı yerlerinde modern insanla beraber aynı devirlerde yaşamış bir kısım maymun türleri olduğu, bir kısmı ise değişik insan ırklarına ait canlılar olduğu anlaşılmıştır. İşte bu gerçeklerden hareketle birilerinin yerinden doğrulup; “Bırakın maymun maymunluğu ile kalsın, insanda insanlığı ile kalsın” demesini bekliyorum. Aynı zamanda evrimcilere bir atasözümüz olan; “Soyunu inkâr edenin soysuz, dinini inkâr edenin dinsizdir” sözünü suratlarına çarpmasını hayal ediyorum.
Bir hayalim var;
Atalarımızın bir güzel sözü var; zorla güzellik olmaz diye. Bilindiği üzere ‘homo’ insan veya insan grubu demek. Fakat evrimciler insanı insanlıktan çıkarmaya kafaya koymuşlar ya, acaba Homo erectusu geçiş formu takdim etsek mi etmesek mi diye kara kara düşündüklerinde, bu sefer Australopithecuslar’dan Homo erectus’un bugünkü insanla hiçbir farkı olmadığı meselesi kara kara düşündürmeye başlamıştı. O halde ne yapalım diye düşünüp taşındılar en sonunda bula bula Homo habilis’in bir ara form olduğunda karar kıldılar. Onlar karar kıla dursunlar bu arada Tim White 1984 yılında ‘OH62’ kodlu iskelet ve kafatası bulduğunda bu türün homo sınıfına (insan) değil, tam tersi Australopithecuslar (maymun) kategorisinde bir maymun olduğu anlaşılmıştır. Şimdi Homo habilis’in yerinden doğrulup kendisini zorla insan yapmak isteyen evrimcileri tam tersi bir yöntemle onları maymunlaştırmasını hayal ediyorum. Böylece evrimcileri zorlada olsa maymunlaştırarak intikamını almış olacaktır. Zaten ‘maymun atam, maymun atam’ diye etrafta habire dolaşıp duruyorlar, hiç olmazsa asıl kimliklerine kavuşmuş olacaklardır. Böylece maymunlaştıklarında aslına dönüp hayvanat bahçesinde görücüye çıkmış olacaklardır. İnanın onları bu halde görmeyi çok hayal ediyorum. Ümit ederim ki bu hayalim tez bir zamanda gerçekleşir.
Bir hayalim var;
Yüzsüz insanlar her devrin maskara tipleri olarak bilinmektedir. Kenya’daki Rudolf nehri civarında bulunan fosile büyük şaşaalarla Homo Rudolfensis adı verilmesi maskaralıklarına maskaralık katmaktan başka ne olabilirdi ki. Hatta bu fosil Richard Leakay tarafından antropoloji tarihinin en büyük buluşu olarak takdim edilir. Neyse ki Prof. Tim Bromage bilgisayar simülasyon yöntemi sayesinde fosil yüzün kafatasına daha eğimli olmadığını, tam aksine tamamen maymunsu yüz olduğunu belirterek yüzsüzlerin foyasını cümle aleme ilan etmiştir. Hakeza C.Lorin Brace de azı dişlerin kapladığı alandan hareketle Australopithecuslar’ın dişleriyle birebir örtüştüğünü yüzsüzlere duyurmuş oldu. İşte buna benzer hamlelerle Homo Hablis ve Homo rudolfensis gibi türlerin ara form olmadığı, tamamen maymun oldukları noktasında bir kez daha evrimci yüzsüzlerin annelerinden doğduklarına bin pişman ettirecek derecede yüzsüzlüklerinin ifşa edilmesini hayal ediyorum.
Bir hayalim var;
Hem çağdaşlıktan dem vuracaksınız hem de modern insanı silsilesini sırasıyla Homo erectus, Homo sapiens archaic, Neandertal adamı, Cro-magnon adamı tarzında sınıfa tabii tutup rezil rüsva edeceksin, olacak şey mi? Bunun neresi çağdaşlıksa. Oysa hayallerinde canlandırdıkları o silsile yeryüzünde yaşayan farklı ırklara sahip insan tiplemeleridir. Şurası muhakkak günümüz insanı ile Homo erectus insanı arasında büyük çapta zıtlık yok. Zaten Erectus dik yürüyen insan demek. Nitekim Kenya’da ki Turkana Gölü civarında bulunan Narikotome homo erectus (Turkana çocuğu) fosilinin 12 yaşında bir çocuğa ait olduğunun belirlenmesiyle birlikte günümüz insanı ile arasında hiçbir fark olmadığı ortaya çıkmıştır. Hatta Prof William Laughlin; Eskimolar ve Aleut Adaları insanları üzerinde incelemeler yaptığında Homo Erectus’un sanki birer kopyalarıymış gibi aynı olduklarını gözlemlemiştir. Kaldı ki Homo Erectus bile kendi içerisinde farklılıklar arz ettiğine göre ırklar arasında farklılık aslında ayrılık değil bilakis zenginliğin gereğidir. Dolayısıyla Homo silsilenin her ferdinin dik bir tavır sergileyerek; “Hepimiz insanız ve hepimiz aynı ortak ebeveynimiz Adem ve Havva’dan doğarak yeryüzüne aynı anda ortaya çıktık” diye haykırmalarını hayal ediyorum.
Bir hayalim var;
Ah Evrimciler Ah! Bu ayaklar nasıl ayak, hadi yorgana sığdı diyelim peki mezara nasıl sığacak doğrusu çok merak ediyoruz. Evrimcilerin şimdiye kadar insanlığa yapılan her türlü tahribatlardan tek farkları bilimsel maske altında çok daha tehlikeli bir şekilde cinayet işlemeye devam etmiş olmalarıdır. Homo serisindeki tüm üyeler yeryüzüne aynı anda çıkmalarına rağmen onları bir maymuna dayandırmak adına hayali soyağacı şeklinde kademelendirmek ne derece bilim etiği ile uyuşur doğrusu anlamak çok zor. Bu hayali silsileye baktığımızda;
Neanderthal adamı evrimcilere; “Artık bırakın yakamı, benim sizlerden tek farkım sadece asimilasyona uğramış birey olmamdır, sonuçta bende sizin gibi dik yürüyen bir insanım” diye meramını dillendirmek ister.
Homo Sapiens Archais’te evrimcilere; “Dört dörtlük adamlığımdan şüphe ediyorsanız beni bende arama, beni Avustralyalı Aborjin yerlileri veya Macaristan ve İtalya’nın bir kısım köylerinde ararsanız halen orda adam gibi adam olarak yaşadığımı anlarsınız” dercesine haykırmaktadır. Nitekim insaf sahibi bilim adamlarından bazıları araştırmalarıyla bahsi geçen ülkelerin o bölgelerini yerinde gezerek bu haykırışı teyit etmişlerdir.
Homo heilderbergensis ırkından olanlar ise evrimcilerden dert yanarcasına onları tarihe havale edip bundan 740 bin yıl önce yaşayan ve kendisini günümüz Avrupalı insanına benzeyen bir ırk türü olduğunu görmelerini arzulamaktadır.
Cro- mangon da Evrimcilere; “ Bendeniz Afrika ve tropik iklim insanlarına benzemenin yanı sıra aynı zamanda kardeşim Neanderthal adamı ile birlikte günümüzde pek çok ırkların mayasını oluşturan fertleriz” tarzında ince bir gönderme yaparak akl-ı selim olmaya davet etmektedir. Nitekim çok geçmeden Cro- mangon adamının Afrika kıtasının farklı bölgelerinde hala yaşayan Afrika ırkından insan olduğu belirlenmiştir.
Yukarda sıraladığımız homo grubundan değişik ırklara mensup bu insanlar ile maymunlar arasında derin uçurum olduğu gayet açık. Dolayısıyla homo üyelerini maymunla ilişkilendirilmiş kronolojik sıralama hayalî olmaktan öte bir anlam ifade etmeyecektir. Dahası Paleontolojik kayıtları bir milyon öncesinde günümüz insanıyla ayırt edilemeyecek derecede aynı olan Homo sapiens insanının bir arada yaşadığını tespit etmişlerdir. Hele hele İspanyol paleoantropolog kendi ülkesinde Atapuerca civarında 800 bin yıl öncesine ait Gran Dolina mağarasında 11 yaşındaki çocuğa ait bulduğu fosille kendini evrim bilimcisi olarak tanıtanların beklentilerini bir kez daha boşa çıkartmıştır. Çünkü onlar bu fosilin günümüz insanıyla tıpa tıp aynı olup kesinlikle ilkellikle yakından uzaktan alakası olmadığını görünce şaşkına döndüler. Düşünebiliyor musunuz 800 bin yıl önce modern bir yüzle karşılaşmak ne güzel bir duygu olsa gerektir. Hakeza 2.3 milyon yıllık modern insana (Homo sapiens) ait bulunan çene kemiği de öyledir.
Günümüzden 3.6 milyon önce modern insana ait ayak izleriyle örtüşen fosilin bulunması evrimcileri bir kez daha hayal kırıklığına uğratmaya yetti diyebiliriz. Şurası bir gerçek insan iki ayağı üzerine dik yürüyen bir varlık, ayı ve maymun türü hayvanlar ise eğik ve dört ayak üzerine yürümektedirler. Dolayısıyla bu durum evrim açısından bir çelişkiyi de ortaya koymaktadır. Şayet evrimleşme olsaydı bugün insanlar iki ayaklı değil dört ayaklı olmaları icap ederdi. Oysaki onlar tam tersini dillendirmekteler. Yani insan maymundan türemiştir diye. Üstelik maymunlar dört ayaklı halleri ile istedikleri hareketleri yapabiliyorlar, yani iki ayaklılık hiçbir zaman onlara avantaj getirmemektedir. Bir kez daha avazımın çıktığı kadar bu satırların karalayan biri olarak evrimcilere; “Ah Evrimciler Ah! Bu ayaklar nasıl ayak, hadi yorgana sığdı diyelim peki mezara nasıl sığacak” tarzında sitemimi duyurmak istiyorum.
Hadi ayaktan vazgeçtik, insanın başparmağı değişik türden aletleri tutmakta aktif rol oynamaktadır. Gerçi tüfek icat edildi mertlik bozulsa da, sonuçta tüfeği de en etkin bir şeklide kavrayan başparmaktır. Maymun ise başparmağı ile tüfeği tutmaktan acizdir zaten. Yani maymunda asla başparmak faal değildir, sadece yaşayışına uygun biçimde tahsis edilmiştir. O halde başparmak olayında bile maymundan ayrıldığımıza göre evrim buranın neresinde? Bir bilen varsa cevap versin.
İşte bu ve buna benzer günümüz insanından farkı olmayan homo (insan) sınıfına dâhil tüm üyeler(ırklar) kendilerine adamlık taslayanlara (Evrimcilere) Hasan Sağındık’ın seslendirdiği aşağıda sözleri verilen klibi şu şekilde uyarlayarak koro halinde yüzlerine karşı söylemelerini hayal ediyorum:

ADAMLAR (Maymun adamlar)
Müzik: Hasan Sağındık
Yorum: Alperen Gürbüzer

(adamlar-“adamlar”_1998)
Maymun adamlar bilirim sönük
Maymun adamlar bilirim çürük
Maymun adamlar bilirim rozetleri
Yüreklerinden büyük
Maymun adamlar bilirim yamuk
Maymun adamlar bilirim maskara
Maymun adamlar bilirim ki elleri
Eldivenlerinden kara
Ah Darwin Ah! bu ayaklar nasıl ayak
Yorgana sığdı diyelim mezara nasıl sığacak
“İçi boş bir evrim masalları
Binaenaleyh okullarımızda çocukların
Başında habire boza pişirdik
Fosil delilleri ortaya çıkarmak farz değildir
Nitekim hayali maymun atası resimler yapmak lazım
İnsanlık, vicdan, insan hakları boş ver ağam boş ver bunları
Çağdaşlığın ölçüsü maymun olmak yani
Bol maymunlu programlar
Maymundan da aşağı sözde bilim adamları
Tükür ağam tükür. Sözde bilim dünyasında bütün soytarılar”
Maymun adamlar bilirim coşkun
Maymun adamlar bilirim durgun
Maymun adamlar bilirim adları
Boylarından uzun
Maymun adamlar bilirim iri
Maymun adamlar bilirim ufak
Maymun adamlar bilirim ki
Sözleri eserlerinden parlak
Ah Darwin Ah şakirtler!
Bu ayaklar nasıl ayak
Yorgana sığdı diyelim mezara nasıl sığacak
“Oportünist ve pragmatist yaklaşımlar
Ali babanın çiftliğine dönen maymun yaratıkları
Maymun çiftliğin malı deniz, yemeyen…
Cici maymun, tombul maymun, seni yerim maymun
Benim maymununum işini bilir
Önce öv sonra maymununu maymunluktan çıkar
Ve gümlet
Gerçek bilime rot balans ayarı,
Darwin geldi ey öğrenciler
Bu yapılan sapına kadar bilimi katletmek,
Bırakın ağam bu ayakları
Bırakın insan insanlığıyla övünsün
Maymunda maymunluğuyla kalsın…
Zira Allah-ü Teala; “Kalpleri vardır bununla kavrayıp anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır” (Araf, 179) diye beyan buyurmaktadır.
Bir hayalim var;
Hepiniz bilirsiniz Alman bilim adamlarının şu meşhur gaz tabancalı mayıs böceğinin maharetlerini ortaya koyan keşfini. Bu hayvancağız kurda kuşa yem olmamak adına herhangi bir tehlike karşısında arka bölümündeki iki deposunda (iki kese) üretilen hem yakıcı hem de sıcak bir gaza dönüşebilen hidrojen peroksit (oksijenli su) ve hidrokinon (Benzole benzer bir hidrokarbon) karışımı hazır vaziyette bulundurmaktadır. Sonuçta bu iki karışımın reaksiyonu ile birlikte açığa çıkan oksijen patlaması sayesinde püskürttüğü tazyikli sıvı düşmanların üstesinden gelmeye yeter artar bile. Hatta düşmanını fark ettiği anda bu iki maddeyi yakıt tankına boşaltıp hemen yanı başında bir başka kesede bulunan peroksidaz denilen enzim yardımıyla albümin salgılarlar. Bir başka ifadeyle katalizör etki yapan bu enzim hidrojen peroksit ve hidrokinon’la birleşmesi sonucunda duyulabilen bir ses patlamasıyla birlikte kimyasal reaksiyon doğup 100 santigrat derecelik kaynar kinon gazı püskürtülerek zinde güçler bertaraf edilebilmektedir. İşte kompleks silahlarla donanmış böyle maharetli böceğin evrimin hışmına uğramadan biran evvel göz yaşartıcı gaz püskürterek insanlığı yalanla dolanla uğraştıran materyalistleri etrafımızdan uzaklaştırıp bombalamasını hayal ediyorum. Böylece bu sayede yalandan dolandan kurtulmuş olup, maymun maymunluğuyla, insan da insanlığıyla huzur bulacaktır.
Vesselam.

Kurban bayramınız mübarek olsun.

http://www.facebook.com/pages/Selim-G%C3%BCrb%C3%BCzer/270156429678799?sk=wall