Veliler Peygamber Varisleridir

Veliler Peygamber Varisleridir
ALPEREN GÜRBÜZER

Birçok Âlim; geçmiş asırlarda ne kadar peygamber bulunduysa, bir o kadar velinin var olduğundan bahsediyorlar. Bu yüzden ehlisünnet kaynaklarda kâmil mürşitlerin her asırda en az beş - on tane bulunduğu zikredilir.
Hatta Ahmet bin Hanbelî’den aktarılan bir hadisi şerifte ise: ''Her asırda beni temsilen bir, Hz. İsa'yı temsilen üç, Hz. Musa'yı temsilen yedi, Hz. İbrahim'i temsilen kırk dostlarım vardır. Onlar insanların efendileridir'' diye zikredilmektedir. Kim bilir belki de son velinin gelişi evrensel dirilişin işaret taşı sayılacak. Yine ehlisünnet âlimlerin beyanlarından hareketle Mehdi’nin(a.r.) vefatına kadar her asırda Resulullah'ın (s.a.v.) varisi hükmünde;
— Kutuplar kutbu (Kutbul aktab),
— Gavs-ül Azam,
— Sırrı Hilafet,
— Üçler,
— Yediler,
— Kırklar vs. gibi her daim aydınlatıcı sultanlar olacaktır.
Allah Resulü (s.a.v.) dar-ı ukbaya göç edince, hayattayken kendisinde toplanan üç vazife ister istemez ümmeti içerisinde pay edilmiştir. Peki, neydi o taksim edilen üç vazife? Bunların birincisi ilim adamlarına, ikincisi evliyaya, üçüncüsü hâkim ve devlet adamlarına intikal edip taksim edilen vazifelerdir. Malum olduğu üzere, Peygamberimiz (s.a.v.) söz konusu o üç görevi de kendi şahsında toplamıştı:
“1- Devlet yetkisi önderliği,
2- Din ve ilim yetkisi önderliği,
3- Ruh önderliği yetkisi önderliği” diye.
Bakın Allahü Teala Kur'an’da Davud (a.s.)'a hem nübüvvet, hem de hilafet verdiğini beyan ediyor. O halde Peygamberler Reisi Hz. Muhammed (s.a.v)’in bu üç görevi birlikte icra etmesi gayet tabiidir.
Resulullah (s.a.v.)’den sonra peygamberlik kapısının kapanmasıyla birlikte ruh önderliği yetkisi manevi terbiye yoluyla Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali'ye geçmiş, hatta onlar zahiri halife de olup kendilerinden 4 büyük halife olarak söz ettirmişlerdir. Belli ki Allah Resulü hayatta iken seyri süluk idmanını her birinin meşrebine uygun olanı öğretip öyle gönüllerine nakşetmiştir. Tabii peygamber sevgisi gönle nakş olununca beraberinde marifetullah hâsıl oluyor, evliya sevgisi de peygamber sevgisine kapı oluyor. Nitekim Sahabeyi Kiram, peygambere olan sevgisi sayesinde her birinde ayrı haller tezahür edip, derken her biri ışık feneri olmuşlardır. Bu yüzden Peygamberimiz (s.a.v.); ''Ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız felah bulursunuz'' diye övmüşte. Yine Allah Resulü (s.a.v.); ''Benim ümmetimin âlimleri, Ben-i İsrail peygamberleri gibidir'' buyurmakla kendisinin bizatihi açmış olduğu manevi sancakları öncelikle yol arkadaşları Ashab-ı Kiram'a vermiş, sonra bayrağı Tabiin almış, Tabiin’den sonra da Âlimler devr almıştır. Demek ki; Peygamber (s.a.v.)'den sonra Dini bakımdan hilafet hiç şüphesiz ''Ehlullah''tır. Ki; onlar tasavvuf zevkini ve ahlakını yaşadıklarından halife olabilmişlerdir. Anlaşılan manevi halifelikte atama söz konusu değildir. Malum, dünya işlerini yürütmede liderlik (halifelik) ise ya liyakat ve kabiliyet esasına göre ya da cumhuru yoldan veya başka yollardan da (saltanat vs.) tayin edilebiliyor. Kelimenin tam anlamıyla Peygamberden sonra:
— Hilafeti manevi,
—Hilafeti zahiri görülmüştür.
Velhasıl; Hilafeti manevi, manevi silsileyi-i şerife yoluyla devam ede gelmiş, hilafeti zahiri ise saltanat, zaman zaman seçim veya cumhuri yoldan gelmiş diyebiliriz.