Nâs Sûresi okunuşu ve anlamı

Okunuşu: Kul e'ûzü birabbinnâsi. Melikinnâsi. İlâhinnâs. Min şerrilvesvâsilhannâs. Ellezî yüvesvisü fî sudûrinnâsi. Minelcinneti vennâs.

Anlamı: (Ey Muhammed!) De ki: Sığınırım ben insanlarin Rabbine,İnsanlarin Melikine (mutlak sahip ve hakimine),İnsanlarin İlâhina.O sinsi vesvesenin şerrinden,O ki insanlarin göğüslerine (kötü düşünceler)fısıldar. Gerek cinlerden,gerek insanlardan(olan) bütün vesvesecilerin şerrinden Allah'a sığınırım!

BU SUREYLE İLGİLİ ÖNEMLİ BİLGİLER

Adı: Kur’an’ın bu son iki suresi Felak ve Nas, ayrı ayrı iki sure ise de ve Kur’an’da böyle yazılı olmakla birlikte, aralarındaki yakın ilgi ve konularının yakınlığı nedeniyle iki sureye ortak isim konularak “muavezeteyn” denilmiştir. Yani “sığınma” sureleri ismini almışlardır. İmam Beyhakî, Delâilu’l Nübüvve’de şöyle yazar: “Bunlar bir arada nazil olmuşlardır. Onun için isimleri ortaktır ve muavezeteyn’dir.” Biz de bu nedenle iki surenin ön bilgi kısmını ortak yaptık. Çünkü bu surelerle ilgili konular aynıdır.

Nüzul Zamanı: Hasan Basrî, İkrime, Ata ve Cabir b. Zeyd, bu surelerin Mekkî olduğunu söylemişlerdir. İbni Abbas’tan da aynı kavil nakledilmiştir. Ama İbni Abbas’ın bir diğer kavli olarak bu surelerin Medenî olduğu da rivayet edilmiştir. Aynı kavil İbni Zübeyr ve Katade’den de mervîdir. Bunu destekleyen bir hadisi Müslim, Tirmizî, Neseî, Ahmed b. Hanbel, Ukbe b. Amir’den rivayet etmişlerdir. Bu hadiste Rasulullah Ukbe’ye şöyle buyurmuştur: “Haberin var mı, bana bu gece emsali olmayan ayetler nazil oldu. Bunlar Felak ve Nas’tır.” Bu hadise dayanarak bu surelerin Medenî olduğu söylenmiştir. Çünkü Ukbe b. Amir, hicretten sonra Medine’de müslüman olmuştur. Ebu Davud ve Neseî de Ukbe’nin beyanını nakletmişlerdir.
Bu kavli destekleyen ikinci rivayeti İbni Sa’d, Bağavî, Mahî el-Sünne’de, İmam Nesefî, Hafız İbni Hacer, Hafız Bedrettin Aynî, Abd b. Humayd vs. nakletmişlerdir: “Medine’de yahudiler Rasulullah’a sihir yaptılar. Bu nedenle Rasulullah hastalandı. Bunun üzerine Felak ve Nas sureleri nazil oldu.” İbn Sa’d Vakıdî’den bu olayın Hicri 7′de vukubulduğunu rivayet etmiştir. Süfyan b. Uyeyne buna dayanarak Felak ve Nas surelerini Medenî olarak kabul etmiştir.

İhlas suresinin girişinde de açıklandığı gibi, bir sure veya ayetin filan yerde, filan olay üzerine nazil olduğu söylenmişse bunun anlamı, o sure veya ayetin o anda ilk defa nazil olduğu değildir. Bazen daha önce nazil olmuş bir sure veya ayetin, bir olay nedeniyle Rasulullah’a tekrar okuması bildirildiği için muhataplara cevap olarak okunduğundan bu ayet veya surenin o anda yeni nazil oldukları zannedilir. Bize göre Muavezeteyn için de aynı şey geçerlidir. Surelerin muhtevası açıkça Mekke döneminin başlangıcında nazil olduklarını göstermektedir. O zamanlar Rasulullah’a muhalefet şiddetlenmişti. Çok sonra Medine’de Yahudilerin, münafıkların ve müşriklerin muhalefeti şiddetlendiğinde Rasulullah’a aynı sureler işaret edilmiş ve Ukbe’nin de rivayet ettiği gibi bu sureleri okuması telkin edilmiştir.

Rasulullah’a sihir yapılıp hasta edildiği için bir ara, içinde sıkıntı şiddetlendi. O zaman Cebrail (a.s) Allah’ın emriyle gelerek Felak ve Nas surelerini okumasını tavsiye etti. Onun için bize göre bu surelerin Mekkî olduğunu söyleyenlerin sözü daha doğrudur. Bu surelerin sadece sihir hakkında nazil olduğunu düşünmeye, Felak suresinde sadece bir tek ayetin sihirle ilgili olması, diğer ayetlerin ise sihirle ilgili olmaması engeldir. Ayrıca Nas suresinin bütününün de sihirle ilgisi yoktur.

Konusu: Mekke’de bu iki surenin nazil olduğu dönem, İslamî davetin başlarında kafirlerin arılar gibi Rasulullah’ın başına üşüştükleri zamana denk düşer. O dönemde, İslamî davet yayıldıkça Kureyş’in muhalefeti de şiddetleniyordu. Rasulullah ile uzlaşabilme ümidi taşıyorlarken yaptıkları muhalefet o kadar şiddetli değildi. Ama Rasulullah din hakkında uzlaşma olamayacağını açıklayarak kafirlerin ümidini kestiğinde Kafirun suresinde de: “Sizin taptıklarınıza ibadet edenlerden değilim. Benim ibadet ettiğime de sizler ibadet edenlerden değilsiniz. Onun için benim yolum, sizin yolunuzdan ayrıdır.” denildikten sonra kafirlerin düşmanlığı zirveye ulaşmıştı. Özellikle, kafir ailelere mensup olup da İslam’ı kabul edenlerin (kadın-erkek, oğlan-kız) durumu, bu kafir aileleri çileden çıkarıyordu.
Her ev Rasulullah’a cephe almıştı. Bu arada Rasulullah’ı öldürmeyi tasarlıyorlar ve Haşimoğulları intikam almasın diye kimin öldürdüğünün bilinemeyeceği gece karanlığında bu işi gerçekleştirmeyi planlıyorlardı. Ayrıca ölsün, hastalansın veya deli olsun diye Rasulullah’a sihir de yapıyorlardı. Cinlerden ve insanlardan şeytanlar, Rasulullah’a düşmanlık etmeleri ve ondan uzak durmaları için halkın kalbine vesvese vermek üzere yayılmışlardı. Pek çoklarının kalbinde haset ateşi yanıyordu. Çünkü kendi kabilelerinden başka bir kabilenin kendilerini geçmesine dayanamıyorlardı. Ebu Cehil, Rasulullah’a olan muhalefetini şöyle açıklamıştı: “Bizimle Abdu Menaf (Rasulullah’ın kabilesi) arasında yarış vardır. Onlar yedirir, biz de yediririz. Onlar binek verir, biz de veririz. Onlar bağışta bulunur, biz de bulunuruz. Biz ve onlar şerefli olma bakımından hep eşit olduk. Şimdi onlar, ‘Bize bir peygamber geldi ve gökten vahiy alıyor.’ diyorlar. Bu konuda onlarla nasıl yarışabiliriz? Andolsun, kesinlikle ona inanmayacak ve onu tasdik etmeyeceğiz.” (İbni Hişam, C.1, sh. 337-338)
Yukardaki şartlarda Rasulullah’a şöyle söylemesi emredilmiştir: “Onlara de ki; ben doğmakta olan sabahın Rabbine sığınırım, mahlukların şerrinden, gece karanlığının şerrinden, büyücülerin şerrinden, hased edenlerin şerrinden. Ve onlara de ki; İnsanların Rabbi’ne sığınırım, insanların Meliki’ne, İlahı’na. Vesvesecinin şerrinden. Cinlerden şeytan; veya insanlardan şeytan olsun.” Aynı şekilde, Firavun Hz. Musa’yı öldürmek istediğinde Hz. Musa’ya şöyle buyurulmuştur: “….hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim, sizin de Rabbinize sığındım.” (Mü’min: 26) . “Ben, beni taşlamanızdan, benim Rabbim ve sizin Rabbinize sığındım” (Duhan: 20) .
Bu iki olaydan da anlaşılıyor ki, Allah’ın peygamberleri yoksul durumda iken ve ellerinde imkan yokken, çok kuvvetli kafirlere karşı fiilî mücadeleyi başlatmamışlardır. Yukarıdaki iki olayda da, düşmanları hakka davet ederek doğru yolu gösterdikleri açıktır. Bu peygamberler, dayanabilecekleri hiçbir maddi imkana sahip olmamalarına rağmen sözkonusu iki olayda da düşmanlarını tehdit etmiş ve korkutmuşlardır. Buna karşılık sadece: “Size karşı kainatın Rabbine sığındık” demişlerdir. Apaçıktır ki böyle bir sebatı, Rabb’in en büyük kuvvet sahibi olduğuna inanan bir kişi gösterebilir. “Ben, hak kelimeden hiçbir taviz veremem, ne yapacağınız umurumda değil” diyebilecek kişi de, işte böyle bir imana sahip olan kişidir. Çünkü o, kendisinin ve bütün kainatın Rabb’ine sığınmaktan başka güvenceye ihtiyaç duymayacak iman seviyesindedir.

Fatiha Suresinin Muavezeteyn İle İlişkisi:
Muavezeteyn hakkında dikkat çeken bir nokta da, Kur’an’ın başlangıcı ve sonu arasındaki ilişkiyi sağlamasıdır. Kur’an nüzul sırasına göre düzenlenmemiştir. 23 senede ve çeşitli yerlerde; zamana, şartlara ve ihtaçlara göre nazil olan ayetlerin, surelerin sırası Rasulullah tarafından değil, Kur’an’ı indiren Allah’ın emriyle düzenlenmiştir. Bu sıraya göre Kur’an Fatiha ile açılır, muavezeteyn ile son bulur. Bu iki sureye dikkat edilirse; açılışta: Rahman ve Rahim, din gününün sahibi olan Allah’a hamd-ü senâdan sonra, kul şöyle arzeder: Ey Allahım, ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım dilerim. İhtiyacım olan en büyük yardım olarak bana doğru yolu göster.. Allah (c.c.) da (c.c) , doğru yolu göstermek üzere cevap olarak bütün Kur’an’ı ortaya koyar. Sonra Rabb’ul Felak, Rabb’un Nas, Melik’un Nas ve İlah’un Nas olan Allah (c.c.) şöyle seslenmemizi emreder: “Mahlukun her çeşidinin fitne ve şerrinden sana sığınırım. Özellikle cin ve insanlardan vesvese veren şeytanlara karşı. Çünkü doğru yoldan saptıran en büyük engel onlardır.” Bu açılış ve kapanış arasındaki uygunluk ve ilişki hiçkimseye kapalı değildir. (Tefhimü’l-Kur’an, Mevdudi)




Adana | Adıyaman | Afyon | Ağrı | Aksaray | Amasya | Ankara | Antalya | Ardahan | Artvin | Aydın | Balıkesir | Bartın | Batman | Bayburt | Bilecik | Bingöl | Bitlis | Bolu | Burdur | Bursa | Çanakkale | Çankırı | Çorum | Denizli | Diyarbakır | Düzce | Edirne | Elazığ | Erzincan | Erzurum | Eskişehir | Gaziantep | Giresun | Gümüşhane | Hakkari | Hatay | Iğdır | Isparta | İstanbul | İzmir | Kahramanmaraş | Karabük | Karaman | Kars | Kastamonu | Kayseri | Kilis | Kırıkkale | Kırklareli | Kırşehir | Kocaeli | Konya | Kütahya | Malatya | Manisa | Mardin | Mersin | Muğla | Muş | Nevşehir | Niğde | Ordu | Osmaniye | Rize | Sakarya | Samsun | Şanlıurfa | Siirt | Sinop | Şırnak | Sivas | Tekirdağ | Tokat | Trabzon | Tunceli | Uşak | Van | Yalova | Yozgat | Zonguldak |