İDDET VE NESEP
ALPEREN GÜRBÜZER
İddet saymak manasına gelir. Kadının kocasının ölümü veya evliliğe son verdikten sonra başka kocaya varmadan beklemesi gereken müddettir. Bu müddet son bulmadıkça erkek veya kadın başkasıyla evlenemez. İddetin başlangıcı boşanma, ölüm, fesih ve anlaşarak ayrılma gibi unsurlardan birinin gerçekleşmesidir. Bu durumda iddet vacip olur.
Hamile iken kocası vefat eden veya kocasından boşanmak, ya da fesh ile ayrılan kadının iddeti doğum ile son bulur. Çünkü doğum yapmakla rahmin (döl yatağının) temizlenmesi gerçekleşir. İddet içerisinde bir kadın bir başkasıyla evlenemez, üç talakla (boşama) boşanmış bir kadın iddeti içerisinde başka bir yere seyahat edemez, hatta kocası onu yolculuğa çıkaramaz. Bainen boşanan veya kocası ölen bir kadın iddet içinde makyaj yapamaz veya süslenemez, ipek giyemez, eline kına türü şeyler süremez, güzel kokular kullanamaz, takılar ile ziynetlenemez vs. Bunları yapmakla ölen kocasının anısına da saygı duymuş olunur böylece.
İslamiyet’te şartlarını yerine getirmek kaydıyla dört hanımla evliliğe ruhsat verilmiştir. Yinede evliliğin tek eşli olması daha hayırlıdır uyarısı yapılarak dikkate almamız öğütlenir. Bir erkek dört karısından birini boşasa, boşadığı kadının iddeti bitmeden beşinci bir kadınla nikâh kıyamaz. Bundan maksat boşama olayının kötü emellerde kullanılmasına mani olmak içindir.
Bir erkek üç talak ile boşadığı kadının iddeti son bulup hulle yapmadıkça boşadığı kadınla tekrardan evlenemez. Yani Ric’i (geçici) veya bain talakla (kesin boşama) üç defa boşanmış bir kadının eski kocası ile tekrar evlenmesi haramdır. Ancak iddetini tamamladıktan sonra başka biriyle evlenip duhulünden (cinsel birleşme) sonra yine iddetini tamamlayıp kocasına dönerse helal olur. Ki, bu durum Hulle adını alır.
Çocuk yaşta olması veya yaşlılığından dolayı hayız (adet) görmeyen kadının iddeti üç aydır.
Bir erkek hür olan karısını boşasa, iddeti bitmedikçe bir cariye ile evlenemez.
Bir başkasından hamile kalmış olan bir kadınla evlenmiş olan bir erkeğin çocuk dünyaya gelmedikçe cinsel ilişkide bulunması helal olmaz.
Bir kimse darul harbden kaçırılmış bir kadınla evlense bir adet görmedikçe o kadınla cinsel ilişkide bulunamaz.
Bir erkek Darül İslam’a geldiğinde Müslüman olan bir kadını nikâhlamak istese hamile olması durumunda çocuğunu doğuruncaya kadar nikâhlayamaz.
Bir kimse ölümcül hastalığında karısına; ‘Falan kişi bu eve gelirse sen benden boşsun’ deyipde, o şahısda eve gelirse şarta bağlı olarak talak gerçekleşir, ama kocası iddet çıkmadan vefat ederse boş hanımı ona varis olur. Fakat ‘Sen filan şahsı bu eve kabül edersen bainen boşsun’ dese kadında o kişiyi eve alırsa kadın kendi tercihini ve isteğini ortaya koyduğu için varis olamaz.
İddetten gaye kadının gebelikten uzak olup olmadığını anlamak veya nesebi garantiye almaktan ibarettir. Çünkü kadın önceki kocasından hamile olduğu halde bir başkasıyla evlilik girişiminde bulunabilir ve bu durum ileride onarılmaz yaralar açarak nesebce karışıklıklar doğurabilir. Hâsılı Rabbül Âlemin; Kadınlarınızdan hayız dan ümit kesmiş olanlar ile henüz hayız görmeyenlerin iddetleri şüphelenirseniz üç aydır. Hamilenin iddeti ise çocuklarını doğurmaları ile biter (Talak,65/4) diye beyan buyurarak iddet konusuna açıklık getiriyor.
Neseb çocuğun bir ebeveyne (ana ve babaya) bağlanmasıdır. Çocuğun nesebi kendisini doğuran anneden kesinlikle tespit olunur. Nesebi babadan sabit olmayabilir de.
Sahih nikâhta nesebin belirlenebilmesi için evlilik akdi üzerinden hamileliğin asgari süresi olan altı ayı geçmiş olması gerekir. Altı aydan önce doğan çocuğun nesebi kocaya ait değildir. Bu tarz evlilikde karı kocanın uzun bir süre çeşitli nedenlerden dolayı birbirlerinden ayrı kalmamaları gerekiyor. Eğer kalmışlarsa çocuğun nesebi sahih olamaz. Sahih nikâh akit vaktinden, fasit bir nikahda cinsel ilişki olmasından itibaren başlar.
Bir kadın nikâh akdinden itibaren altı ayda veya daha uzun bir zaman diliminde çocuk doğurursa nesebi kocasına ait olur. Aralarında ister ilişki bulunsun isterse bulunmasın, ya da ilişkisini itiraf etse de etmese de fark etmez. Çünkü uygun bir zamanda ilişki kurabilecekleri imkân dâhilindedir.
İddet beklemesi gereken kadının doğurduğu çocuğun nesebi kocasına aittir, eğer doğum iki seneden sonra olursa çocuğun ona ait olmadığı anlaşılır ve neseb ondan sabit olmaz.
Farklı bölgelerde bulunan bir kadın ile gıyaben evlendikten sonra uygun bir zaman sonra kadın bir çocuk doğurursa nesebi o erkekten sabit olur.
Bir kadın iddetin sona ermesini itiraf etmiş iken bir çocuk doğursa eğer itiraf anından itibaren altı ay geçmemiş ise neseb sabit olur. Fakat altı ay veya daha fazla bir süre geçmiş ise neseb sabit olmaz.
Duhul (cinsel birleşme) olmadan karısını boşamış bir kimsenin boşama anından altı ay içinde doğan çocuğun nesebi o kimseye ait olur. Duhuldan sonra boşanan kadın iki seneye kadar bir çocuk dünyaya getirirse çocuğun nesebi eski kocasına bağlanır.
İmam Azam ile İmam Muhammed’e göre; gerdek gecesinden sonra boşanan bir kız iddetinin bittiğini itirafla hamile olduğunu iddia etmeksizin dokuz aydan az bir sürede çocuk doğurursa nesebi belirlenemez.
Kocası ölmüş ergenlik çağdaki bir bayan vefat tarihinden on ay on günden az bir sürede çocuk doğurursa neseb belirlenmiş olur. Bu süreden daha bir uzun sürede doğurursa nesep sabit olmaz.
Belirlenmiş bir nesebi reddetmekle, neseb reddedilmiş sayılmaz.
Çocuk bulma ile neseb belirlenmez, hatta çocuk edinmeklede.
Zina ile de neseb tayin edilemez. Zina eden kadından doğan çocuğun nesebi kadının meşru kocası veya efendisi var ise ona ait olur, ama zina edene ait olmaz.
Bir gayrimüslim bir müslüman kadın ile evlenecek olsa nesebleri sabit olmaz.
Kocası olmayan kadına zina eden bir kişi; ‘Bu benim zinadan olan çocuğumdur’ derse neseb belirlenmez. Çünkü böyle bir neseb çocuk için ömür boyu utanç kaynağı teşkil edecektir. Zina bütün dinlerde haramdır. Zina yoluyla ister istemez çocuklarda utangaçlık olur. Ayrıca fakirlik ve miskinliği artırır, aynı zamanda düşmanlık ve kavga doğurur. Her şeyden öte nesebi ortadan kaldırabileceği gibi hayır ve bereketi de ortadan kaldırır.
Bir kadına zina isnadında bulunupda ardından başka biri ile birlikteliğinden itibaren altı ay geçmeden bir çocuk doğurursa nesebi tayin edilemez. Fakat birlikte olan zinaya yormaksızın bu benim çocuğumdur derse neseb sabit ve aralarında veraset hükümleri geçerli olur.
On yaşındaki kocanın hanımından dünyaya gelen çocukla neseb belirlenemez. Çünkü ergen olmayandan sperm gelmez.
Boşanmış bir kadın çocuğunu doğurduktan sonra henüz altı ay geçmeden bir çocuk daha doğurursa bu çocuğun nesebi de boşayan kocasına ait olur.
Bir kimsenin nesebi ya itiraf ile veya delil göstererek sabit olur. İkrar eden sorumluluk sahibi, yani akıl ve baliğ olmalıdır. Neseb hakkındaki itirafdan dönmek sahih değildir. Neseb açık delille de sabit olur. İki erkek ile iki kadın şahidin şahitliği ile isbat edilebilir. Günümüzde gelişen genetik çalışmaları ile birlikte neseb davaları DNA testi ile açıklığa kavuşturulmaktadır. Anne, baba ve çocuktan alınacak biyolojik numunelerin DNA analiz çalışmaları sonucunda; DNA profilleri tespit edilip, tespit edilen DNA tiplemelerinin karşılaştırılarak çocuğa annelik ve babalık yönünden geçen allel geçişleri mevcutsa nesebi belirlenmiş oluyor. Nasıl ki dünyada her insanın parmak izleri biribirinin aynı değilse, aynen öyle de dünyada her insanın tek yumurta ikizleri hariç DNA tiplemeleri de farklıdır. Bu yüzden DNA delil niteliğinde olsa gerektir.
Bir fakir kimse; ‘Bu benim oğlumdur’ diye delilsiz neseb iddiasında bulunsa dışarıdan bir başka birisi; ‘Hayır bu benim oğlumdur’ diye delil gösterse neseb bu dışarıdaki kişiye ait olur.
Bir kadının rahminde iki erkek spermin buluşmasıyla bundan bu çocuğun oluşması caizdir. Ancak bir çocuğun iki kadın sıvısından oluşması mümkün değildir.
İmam Ahmed ve Hanbelden aktarılan görüşe göre bir çocuğun uzmanlarca üç dört erkeğe mal edecek olsalar neseb hepsinden sabit olur. Tabii ki bu tip görüşleri o çağlarda DNA testi denilen bir olgunun olmamasını göz önünde bulundurarak değerlendirmelidir.
Bir evladın babasından başkasına bağlılık iddiasında bulunan şahsa Peygamberimiz tarafından lanet okunmuştur. Oysa neseb de gönül bağı geçerli değildir.
Velhasıl; nesep sağlıklı kuşakların doğması ve devamı için hukuki bir kaidedir.
Faydalanılan kaynak: Ömer Nasuhi Bilmen’in Hukuki İslamiyye ve Kamusu eseri.



son yorumlar
2 hafta 1 gün önce
2 hafta 2 gün önce
2 hafta 3 gün önce
2 hafta 3 gün önce
2 hafta 3 gün önce
2 hafta 5 gün önce
2 hafta 5 gün önce
6 hafta 2 gün önce
7 hafta 5 gün önce
9 hafta 2 gün önce