Insanin gozunu, gonlunu mal hirsi burumeye gorsun, sonrasini hesap etmesi mumkun degildir artik. Iste bahsetmek istedigimiz Salebe olayi da bunun en ibretli ornegidir.
Medine halkindan Salebe aklina koymustu bir kere, mutlaka zengin olmak istiyordu. Ama bu istegi, hakkinda hayirli mi degil mi, onu hic dusunmuyor, ‘Hayirliysa ver ya Rab’ bile diyemiyordu. Tam uc defa Efendimiz’den (sallallahu aleyhi ve sellem) zengin olmasi icin dua istemis, hatta en sonunda da yemin ederek demisti ki:
- Seni hak peygamber olarak gonderen Allah’a yemin ederim ki, beni zengin ederse fakirin hakkini fazlasiyla verecegim, yoksullara yardimda bulunacagim. Yeter ki bana istedigim zenginligi versin.
Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) her defasinda; “Sukrunu yaptigin az mal, sukrunu yapamadigin cok maldan hayirlidir, Salebe!” ikazinda bulunmussa da Salebe’yi zengin olmasi icin dua isteginden vazgecirmek mumkun olmamis, nihayet Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de istedigi duayi yaparak, “Salebe’yi istedigi mala kavustur ya Rab.” diye niyazda bulunmustu.
Koyun alan Salebe’nin surusu kisa zamanda oylesine cogaldi ki, mescidden cikmadigi icin cami kusu adi verilen Salebe, artik cumalara dahi gelemiyor, colde koyun surusunun pesinde kaybolup gidiyordu. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) mescidde zaman zaman Salebe’yi soruyor:
- “Colde koyun surusunun ardindan ayrilamiyor!” denince de; “Yazik oldu Salebe’ye!” diyerek uzuntusunu acikliyordu.
Bu siralarda zekat ayeti geldi. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) servet sahiplerine memurlar gonderdi. Zekatlarini toplayip hazineye getirecekler, oradan da ihtiyac sahibi fakirlere dagitilacakti. Salebe’ye de memurlar gonderdi. Onu colde surusunun pesinde bulan zekat memurlari, gelen ayetin emri geregi olarak zenginlerin malinin kirkta birini zekat olarak toplayip goturmeye geldiklerini anlattilar...
Salebe, vaktiyle verdigi sozu unutmus gibi konustu: