EŞREF- İ MAHLÛKAT

  • user warning: Table './cepmuva1_ezanvakticom/sessions' is marked as crashed and should be repaired query: SELECT COUNT(sid) AS count FROM sessions WHERE timestamp >= 1268941181 AND uid = 0 in /home/cepmuva1/public_html/ezan.vakti.com/includes/database.mysql.inc on line 172.
  • user warning: Table './cepmuva1_ezanvakticom/sessions' is marked as crashed and should be repaired query: SELECT u.uid, u.name FROM users u INNER JOIN sessions s ON u.uid = s.uid WHERE s.timestamp >= 1268941181 AND s.uid > 0 ORDER BY s.timestamp DESC in /home/cepmuva1/public_html/ezan.vakti.com/includes/database.mysql.inc on line 172.

EŞREF- İ MAHLÛKAT
ALPEREN GÜRBÜZER
İnsan maddeye kul ve köle olmak için yaratılmamıştır. Bütün sahte mabutların esaretinden çıkıp Allah’a kul olmak için yaratıldı.
Eşref-i mahlûkat olan İnsanı Allah’ın mukaddes emaneti görmek bizim kültürümüze has telakki. Zira iki tip insan vardır:
— Materyalist tip,
— Eşrefi mahlûkat özelliği olan idealist tip.
İnsan fıtraten idealist karakterlidir. İnsan tabiatı icabı idealist (ülkü sahibi) olmasına rağmen, zamanla bu özelliğini muhafaza edemeyebiliyor da. Dünya telaşı, eşrefi mahlûkat olan insanı zedeliyor çünkü. Bu yüzden Cevdet Paşa; ”Dünya sevgisi insanı şaşırtır ve türlü tevillere düşürür. Akıllıyı gafil, gafili akıllı gösterir” der. Kimimiz mutluluğu ten kafesimiz içersinde ararken, kimimiz de huzuru emanet olan vücudumuzu aşmakla gerçekleşebileceğine inanırız. Ten kafesi içine haps olunan insan nefsin esareti altında serseri mayın gibi dolanarak hayvanlığa yönelir, beden kafesini aşmak isteyen insan ise nefse rağmen “eşref-i mahlûkat” olmaya hak kazanır. İnsanın şaşırmaması ve türlü tevillere düşmemesi için istikamet sahibi olması lazımdır. Zira istikamete ulaşmak müminin gerçek nişanıdır.
Kapitalizm ve komünizm insanı alet yapan bir ekonomik mahlûk olarak değerlendirirken, İslam beni âdemi düşünen ve inanan bir varlık olarak görür. Batıdaki Neron isimli vahşi insan tipi, boğa güreşi, kazıklı Voyvoda, engizisyon mahkemeleri ve insanların aslana yedirilmesi gibi manzaralar İslam medeniyetinde görülmez. Bilakis bizim medeniyetimizde doğacak olana, yaşayana, hatta ölene dahi kucak açılmış ve değer verilmiştir. İnsan, sadece İslamiyet’te eşrefi mahlûkattır. Yani yaratılmışların en üstünü ilan edilmiş ezelde. Dolayısıyla insanı hayvandan ayıran ince çizgi Eşref-i mahlûkat olma noktasıdır.
Fourler, bugünkü insanlık medeniyetini şöyle tarif eder; “...Medeniyet iki sütun üzerinde yükselir; Süngü ve açlık. Dolandırıcılarla namussuzların gönlüne göre bir düzen; Hâkim-i mutlak para. Medeni insan, nezaket ve terbiye icabı yalancı olmak zorunda... Oysa medeniyet bir nass uğruna boğazlaşmak hem de manasını ve ne işe yaradığını anlamadan. Delil mi istersiniz? İnsan hakları ve hürriyetleri için yapılan katliamlar ortada. Medeniyet üçkâğıtçılara saraylar yaptırır, dâhilere kümes...”
İslam henüz modern teknoloji ve çağı ile imtihan olmadı, ama tarihte kurduğumuz medeniyetlerle gerek sınıf kavgaları, gerek ırkçılık, gerek kölelik ve gerekse emperyalist uygulamaların hiçbiri görülmemiştir bu topraklarda. Nitekim bizim insanlığa bakış çizgimizde hoşgörü kayması yoktur. İnsana Eşref-i mahlûkat olarak bakan anlayışımızın önderlerinden Hz. Ebubekir Sıddık (r.a); “Nezdimizde mazlumlar, haklarını alıncaya kadar çok kuvvetli, zalimler ise mazlumların hakkını verinceye kadar çok zayıf olacaklardır” diyerek metodumuzu ortaya koymuştur. İslam, aynı zamanda en büyük insan hakları evrensel beyannamesidir. İnsanı eşref-i mahlûkat ilan eden tek din İslam’dır.
İslam’ın çağlara ve çağlar üstüne hitap eden insan hakları ile ilgili örnek pasajlara bir göz
attığımızda en evvela veda hutbesi bunu doğruluyor:
“... Herkes kendisinden, sorumludur. Ne bir kimse oğlunun suçundan, ne de bir kimse babasının suçundan sorumlu sayılır…”
Hz. Ali (k.v);”...Müslümanların kanına dalmayınız, benim için ancak katilim katlolur!” sözünü tam şehit edilirken söylemiştir. Ve bunun üzerine Hz. Hasan (r.a) hukukun gereğini yerine getirerek İbn-i Melcemi idam ettirir.
Harun Reşit halife olması dolayısıyla, kardeşi Behlül Dana Hz.lerin icraatlarından dolayı kendisinin de sorumlu olacağı endişesine kapılır. Bir gün kasap dükkânının önünde koyunların bacakları üzerine asıldığını görünce rahatlayarak şu hükme varır:“Her koyun kendi bacağından asılır” ve derin bir nefes alır.
Hz. Ömer (r.a) gayri Müslimlerin hukuki durumlarını Kudüs’ün fethi müteakip verdiği ahitname’ye göre belirlemiş, hatta son nefesinde bile zimmîlerin haklarını koruyacak tarzda vasiyette bulunarak insanlığa en büyük “insan hakları evrensel beyannamesi’’ dersi vermiştir.
Yavuz’un bütün Hıristiyanları Müslüman yapma teşebbüsü, “İslam da zorlama yoktur” hükmü gereği Zembilli Ali Efendi’nin muhalefetine uğrayarak boşa çıkmıştır. Böylece Yavuz’un hevesi kursağında kalmıştır. Bizde hükümler, her şeyin üstündedir. Sanılanın aksine hakanlarımıza isnat edilen astığı astık kestiği kestik sözü bir iftiradan ibarettir sadece. Gerçek olan bir şey var, o da kanunlarımızın temelinde bile eşref-i mahlûkat esprisi söz konusudur.
Fatih Sırp murahhaslarına, “Nerede bir camii görürseniz, onun yanına bir de kilise yaptırabilirsiniz” sözleriyle hem Hıristiyanların kalbini kazanıyor hem de patriğe özerklik sağlayarak İslam’ın engin hoşgörüsünü ispatlıyordu. Fatih, Hz. Ömer (r.a)’ın şu sözlerinin uygulayıcısı olmuştur: “Benden sonra halifeye zimmîler hakkında hayır tavsiye ederim. Onların takatlerinin fevkinde yükler yüklenilmemelidir.”
Bir İranlı’nın haç üzerine oturması Hıristiyanların Malatya valiliğine şikâyetine vesile olur. Valilik de onu Hıristiyanlara teslim eder ve böylece ibret olsun diye eşeğe bindirilerek teşhir edilir.
Biz de insana yönelik uygulamalar böyle iken, batı XVIII. yüzyıl sonlarına dek, sürekli idam şekilleri üretiyor ve tatbik ediyordu. O dönemlerde başlıca idam çeşitleri olarak;
—Karın deşmek,
—Kazıklamak,
—Suda boğmak,
—Ata bağlayıp sürüklemek,
—Kaynar suya atmak,
—Kızgın yağda pişirmek,
—Deri yüzmek vs. gibi bir dizi işkence uygulamaları göze çarpar. İşte Batı’nın hümanizmi budur.
Dostoyevski bu yüzden adeta çığlık atarcasına; “Ferdi suça iten dünyaperest bir cemiyetin adaletine güvenilmez” sözleriyle Greko-Latin dünyasının gerçek yüzünü dile getiriyor. Anlaşılan odur ki adalet, hukuk ve nizam öğretilerini ancak ve ancak bizim medeniyetimizde görebiliyoruz. İnsanoğlu eşref-i mahlûkat olduğunu İslam sayesinde idrak edebildi. Çöl insanını medeniyetle buluşturan İslamiyet’tir çünkü.
İslam’ın eşrefi mahlûkat anlayışı ne Budizm’in Nirvanasına, ne Hıristiyanlığın mistisizmine, ne de Yahudi’nin Kabalizmi’ne benzer. İslam başlı başına evrensel hakikatlerle dolu bir hayat dinidir. Çünkü İslam boşluğa inmemiş eşref-i mahlûkat olan insana ve hayata bir güneş gibi doğmuştur.
İlk insan vahşi değil, bilakis yeryüzüne medeni olarak ayak basmıştır. Tabiattan kültüre, maddeden manaya, eserden müessire, sınırlılıktan sonsuzluğa, vahşetten medeniyete sıçrama kabiliyeti gösterebildiği içindir ki; insan sadece İslam’da eşref-i mahlûkat olarak ilan edilmiştir. Ona üstünlük veren yükselebilme ve yaratılmışlıktan yaratana ulaşma cehdidir. İslamiyet nefse zulmedilmeksizin insanın yücelebileceğini ortaya koyan tek dindir. Madem insan yaratılmışların en üstünü, o halde yaradılış mayasına layık hayata seferber olmalı.
Eşref-i mahlûkat olan insan, İslam’a hizmet ve takva ile üstünlüğüne renk katabilir ancak. İnsan iki çatal arasında, ya iyiliğe yönelecek ya da kötülüğe. Böylece yöneldiği tercihinden sorumlu kılınacaktır. Bir başka ifade ile ya Allah’a muti olup “Ahsen-i Takvim”e yükselecek, ya da şeytana, nefsine ve kötülüklere kapılıp” esfeli safiline inecek!
Allah’a kul olmakla yaşadığımız hayat serüvenini gül bahçesine çevirebiliriz. Tam tersi durumda ise insanoğlu şeytana, nefse ve kötü arkadaşların telkinine kapılırsa hem bu dünyada hem de uhrevi hayatta perişan olacaktır elbet. Haram belli helal de belli. O halde haramdan uzaklaşıp helale koşacağız. Tabir caizse cehennemden kaçıp Allah’ın vaadi olan cennet kurtuluşuna doğru hamle yapmalıyız. Vesselam.